2 Temmuz 2011 Cumartesi

LOKMA TATLISI

Nedendir bilmem şu sıralar hamurişine fazlasıyla takmış durumdayım. Hamur yoğurmak hoşuma gidiyor belki ondardır. Ya da KPSS'ye 1 hafta kalmıştır ve benim canım buna feci halde sıkılmaktadır :) Ama yine de bir ara vermem gerektiğinin farkındayım. Hamurişine lokma tatlısıyla ara verdiğimi bildiririm :)

Biz lokma tatlısını ailecek severek yeriz ama dışardan hazır satın alırız. Geçenlerde ilk defa denedim yapmayı. Yaptığım başlıca 3 hatayı yapım aşamasında deneye yanıla keşfettim. Son posta tatlılar mükemmele yakın oldu. Aşağıda hem tarifi hem de dikkat etmeniz gereken püf noktalarını bulacaksınız. Afiyet olsun...

Hamuru için;
2.5 su bardağı un
1 yumurta
20 gr yaş maya
1/2 çay kaşığı tuz
Ilık su
kızartmak için ayçiçek yağı

Şerbeti için;
3 su bardağı su
3 su bardağı toz şeker
1/2 limonun suyu

Unu eleyin ve geniş bir kaba alın, tuzu da ekleyerek harmanlayın. Unun ortasını açın, yumurtayı, mayayı ve bir yemek kaşığı kadar ılık suyu ekleyin. Ortada oluşan havuzda mayayı elinizle eritin.Daha sonra kenarlardan azar azar un alarak ve ılık su eklemeye devam ederek bir hamur elde edin. Ancak bu hamur her zaman önerilen kulak memesi kıvamı gibi olmasın. Elimize çok yapışmasın ama baya bi yumuşak olsun. Daha sonra hamurun üzerini örterek 1 saat kadar bekletin.

Şerbeti için şekeri ve suyu bir tencere alın 15 dakika kadar kaynattıkta sonra içine limon suyunu ekleyin.

Hamur mayalandıktan sonra fındıktan büyük cevizden küçük parçalar koparıp şekil verin. Derin bir kapta kızan yağın içine atın. İki tarafını da kızarttıktan sonra hemen soğuyan şerbetin içine atın. 3-4 dakika beklettikten sonra servis kabına alın.

Not 1: Hamurun kıvamı yukarıda belirttiğim gibi çok önemli. benim tarifi aldığım yerde bundan bahsedilmiyordu.

Not 2: Hamurların büyüklüğü de tatlının geleceğini fazlasıyla etkiliyor :) Ben bu kadar çok kabaracaklarını düşünemediğimden daha büyük parçlarla başladım işe. Ancak kızardıklarında devasa boyutlara ulaştı. İlk yaptıklarımın lokma tatlısını andıran bir tarafları yoktu malesef

Not 3: Şerbeti hamuru yoğurmadan önce pişirip bir kenara alın. Zira 1 saatlik mayalanma sırasında hem pişmesi hem soğuması mümkün olmuyor.

28 Haziran 2011 Salı

Dr.Otker KURABİYESİ

Ali o sabah kek yapalım diye tutturdu. Benim ise kek yapmaktan artık fenalık geldiği için buna hiç niyetim yoktu. Sonunda yine birlikte yapacağımız hem daha eğlenceli hem daha kolay birşey buldum. Mutfak dolabında ne zamandır duran Dr. otker'in yılbaşı kurabiye unu vardı. Malzemeleri Ali koydu, ben hamuru yoğurdum. Ali de kurabiye kalıplarıyla şekillerini verdi.



Sonunda fırına vermek için hazırdılar. Pişerken bile miss gibi olacakları belliydi. Mutfağa gidip gelip "mammaa" diyen oğlumun da kurabiyelerin tadına bakmak için sabırsızlandığını farkediyordum. Neyse ki öğle uykusunu uyumadan tadına bakabildi canım oğlum. Kokusu kadar tadı da iyi olmuştu doğrusu. Ali uyuduktan sonra da ben kurabiyeleri biraz süsledim. Uyanınca çok şaşırdı kurabiyelerin bu haline..

Uzun lafın kısası ben deneyin derim bu kurabiyelerden. Afiyet olsun...

26 Haziran 2011 Pazar

ŞAŞKIN


Adı şaşkın..geçmişi tahminen 30-35 yıl öncesine dayanıyor...kayınvalidem evliliğinin ilk yıllarında yapmış bunu. hamur açmadaki tecrübesizliği ve belki de biraz vakitsizlikten dolayı lezzeti yerinde fakat şekilsiz şeyler çıkmış ortaya. Bu nedenden dolayı da hem kayınvalidem hem de bu hamur kızartmaları "şaşkın" damgası yemiş :) Bunların adı da ŞAŞKIN olarak kalmış.
Belki siz de evinizde yapıyorsunuzdur bu tarifi. Ama yine de bir de benden dinleyin olmaz mı :) Afiyet olsun...

2 su bardağı un
3/2 su bardağı ılık su
1 tatlı kaşığı karbonat
1/2 çay kaşığı tuz

Un, su, tuz ve karbonatı ele yapışmayacak bir hamur elde edene kadar gerekirse un ya da su ekleyerek yoğurun. Hamuru 2 eşit parçaya ayırın. Merdane yardımıyla yarım parmak kalınlığında açın. Dilerseniz baklava dilimi şeklinde, dilerseniz kare kare kesin. Ben oğluma yaptığım için kurabiye kalıplarını kullanarak kestim. Hamurları bol yağda kızartıp, havlu peçete üzerine alın. Yağlarını çektirdikten sonra servis kabına alın. Ilık olarak yanında peynir ve reçel ile servis yapın.

24 Mayıs 2011 Salı

MANTARLI VE MISIRLI ZEYTİNYAĞLI FASULYE


Bak yine geldi bahar.. Uzun uzun pencerelerden bakıp da beklemiştik oğlumla baharı. Şimdi her gün parka gidiyoruz onunla. Bazen günde iki kez.. Geçen bahar sadece salıncakta sallanarak vakit geçiren oğluma bu bahar salıncaklar dar gelir oldu. Parkın en uzun, en büyük kaydıraklarından bile hiç yardım almadan hooppp diye atıveriyo kendini. Kamyonuna kum doldurup doldurup boşaltıyo. Kendine yeni yeni arkadaşlar buluyo. Evde beni bir an olsun gözünün önünden ayırmayan, nereye gitsem peşimden koşan o çocuk, beni tamemen unutup gidiyo.. O, o kadar çok mutlu ki tarifi imkansız. Gerçi bu durum kendi hayatını kurmak üzere bir gün beni bırakıp gideceği günü düşündürmeye başlasa da ben de çok mutluyum. Kendisi henüz 2 yaşına bile girmedi ama ben böyle şeyler düşünmeye başladım bile. Büyüdüğünü izlemek hem çok güzel hem hüzünlü. Annelik böyle bir şeymiş işte onu anladım. Her an sulu sulu gözlerle dolaşan bir insana dönüştüm. Ya ada insanüstü bir yaratık. Ve hiçbir zaman eski halime dönemeyeceğimi biliyorum. Ben şu duyguyu az biraz bir kenara kaldırıyım olmuyor, olmayacak. Çok yorucu bir duygu yoğunluğu bu. Ama güzel, çok güzel her şeye rağmen.. Ve Allah ömür verdikçe her an böyle “anne” halimle var olacağım. Bunu bilmek de çok güzel…

Bu zeytinyağlı fasulye yemeğini de oğlum için yapmıştım :) Daha çok malzemeli, besleyici  ve çok lezzetli. Size de afiyet olsun şimdiden.

1\2 kg taze fasulye
1\2 çay bardağı zeytinyağı
2 adet orta boy domates
1 adet orta boy havuç
1 adet kuru soğan
1 çorba kaşığı toz şeker
1 diş sarımsak
1\2 su bardağı mantar
1 kahve fincanı mısır
Tuz

Taze fasulyeler yıkayıp ayıklayın ve tencereye dizin. Üzerine zeytinyağı gezdirin. Kabukları soyulmuş ve dörde bölünmüş domates, küp küp doğranmış soğan, kıyılmış sarımsak, zarları soyulmuş mantar, doğranmış havuç, toz şeker ve tuzu ekleyin. Kısık ateşte tencerenin kapağı kapalı olarak sebzeleri kendi suyuyla pişirin. Tencereyi ocaktan almaya yakın mısırı ekleyin ve 5 dakika daha pişirin. Soğuduktan sonra servis yapın..

24 Nisan 2011 Pazar

DAMLA SAKIZLI PASKALYA ÇÖREĞİ


Güneşli bir sabaha uyandım. Oğlumu anneme gönderdikten sonra, ben de hızla hazırlanıp staj yaptığım okula doğru yol almaya başladım. İçimde yine her her her seferinde tekrarlanan o hüzün vardı. Oğlumdan ayrılmanın verdiği o tanıdık bildik ama hep içimi yakan hüzündü bu. İçimin acısını unutmak için gözlerimi kapatıp derin bir nefes çektim İstanbul’un havasından. Yüzümde güneşin sıcaklığı vardı ama çektiğim bir nefes dolusu hava da yakmıştı içimi. Bıırrrr hava soğuk muydu neydi acaba? Evet güneş yüzünü göstermişti. Fakat hava bahar havası gibi yumuşak değildi. “Olsun” dedim yine de güzel bir gün olacak bugün. Etrafıma çokça bakındım o sabah. Laleler renklendirmişti İstanbul’u yine. İnsanlar da sanki daha az aceleciydi işlerine, okullarına gitmek için.. Poyraz bir oraya bir buraya savursa da, güneşin tadını çıkarmak isteyenler vardı sanırım benim gibi..  

Karnımın fazlasıyla aç olduğunu hissettim metroda yol alırken.. Kahvaltı etmemiştim. Zira bir önceki gece siteye uzun süredir yazamayışıma son verecek bir aktivite gerçekleştirip, damla sakızlı paskalya çöreği pişirmiştim. O güzel kokular bana ilham kaynağı olmuş, bilgisayarın karşısına oturmuştum. Ancak yine uykusuzluk galip gelmiş, fırını kapatır kapatmaz gözlerim kapalı bir şekilde yatağa koşmuştum. Fotoğraflarını sabah çeker, kahvaltımı da çay ve paskalya çöreği eşliğinde afiyetle yaparım diye düşünmüştüm. Ama öyle olamadı. Benim yaramaz oğlum hayallerimi gerçekleştirmeme izin vermedi ve ben alelacele evden çıkmak zorunda kaldım.. Paskalya çöreğinin tadına bakmak akşama kalmıştı artık. Tüm bunları aklımdan geçirirken Bakırköy durağına gelmiştim bile..Duraklara yeni açılan büfelerden birinin önünde durdum. Baktım baktım baktım.. Sonunda tezgahtar “Buyurun, hepsi taze” deyince bir şey alıp oradan gitmem gerektiğini hatırladım. Ve ben evde mis kokulu paskalya çörekleri dururken kepekli poğaçaya talim ettim sonunda. Elimde poğaçam ağır adımlarla yürüdüm okula giden yolu. Okul, öğrenciler, öğretmenler odası, sınıflar derken gün geçti gitti. Çıkışta okulun hemen yanında semt pazarı kuruluyormuş oraya uğradım. Bizim oralarda pazar kurulan günlerde ben ya eğitimde ya de okulda olduğum için taze sebze, meyveye hasret kalmıştım. Marketten aldıklarım içime sinmiyor her nedense.. Çok vaktim olmadığı için pazarı az biraz turladım, az biraz bişiler aldım.. Bu arada en yakın zamanda pazarı daha detaylı gezmek istiyorum, tezgahların yanından hızla geçerken çok hoş şeyler gördüm.Bakmak, incelemek gerek öyle değil mi ?
Ve sonunda evdeydim. Hemen bir kupa dolusu kahve yaptım.Paskalya çöreklerinin en fotojenik hallerini fotoğraflandırdıktan sonra birkaç parçasını hemen indiriverdim mideme.. Gerçekten çok güzellerdi.. hem çookk..

Damla Sakızlı Paskalya Çöreği

150 gr tereyağ ya da margarin
1 paket yaş maya
7 su bardağı un
3 yumurta
1 çay bardağı ılık su
1 çay bardağı sıcağa yakın süt
1.5 su bardağı pudra şekeri
5-6 parça damla sakızı

Üzeri için:
2 yumurta sarısı
Yarım çay kaşığı pekmez
1 çay bardağı kırılmış fındık

Unu eleyip geniş bir kaba alın.Tuzu ekleyip harmanlayın.Yağı eritip ekleyin. Su ve sütü bir kaba alın, mayayı ekleyip eriyinceye kadar karıştırın.Unlu karışımın içine, mayalı karışımı, yumurta, damla sakızı ve şekeri de ekleyip ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurun.Hamurun üzerini örterek ılık bir yerde 45 dakika mayalanmaya bırakın.

Hamuru 3 eşit parçaya ayırın.Her birini tekrar 3 parçaya ayırıp 25 cm uzunluğunda şeritler haline getirin. Saç örgüsü şeklinde örerek yağlı kağıt serili tepsiye dizin. Bu halde 20-25 dakika daha bekletin. Ben hepsini aynı tepsiye koydum fakat çok kabardıkları için birbirlerine az da olsa yapışarak piştiler. Siz dilerseniz ayrı ayrı tepsilerde pişirebilirsiniz.

Daha sonra yumurta sarılarına pekmez karıştırıp fırça ile çöreklerin üzerlerine sürün. Fındıkları üzerine serpiştirin. 180 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin…

16 Şubat 2011 Çarşamba

AŞURE

Son aylarda hayatımı tanımlamam gerekirse tam anlamıyla ‘aşure’ gibi derim. Çok karışık, çok yoğun ve fakat tatlı… Biraz huzur dinginlik gördük mü canımız hep hareketlilik,yoğunluk çekmez mi? Benim de öyle oldu işte. Evde canım oğlumla huşu içinde vakit geçirirken, ikinci bir üniversite hevesine kapıldım, tam onu bitirmişken, yeni bir meslek ediniyim kendime dedim. “Eski gazeteciden öğretmen olur mu?” dedim. “Evet, evet olur; hem de çok güzel olur” dedim. Ve yaşım 30 olmuş falan demeden atıldım bu maceraya da son sürat. Şimdi bu macerada akıntıya karşı kürek çekiyorum. Zira 1.5 yaşında bir bebekle birlikte tam konsantre ders çalışmam ve formasyon eğitimini başarıyla bitirmem gerekiyor. Ki bunun ardından bu yaşıma kadar girdiğim en zorlu sınav olan KPSS sınavını ( 7 sene evvel amaçsız bir şekilde girip sonucundan çok memnun kalmadığım bir sınavdır kendisi ) başarmam ve ardından öğretmen olarak atanmayı beklemem gibi aşamalarına ayrıntısıyla değinmiyorum. Ama sonuç olarak ben bu yola baş koydum mu; koydum. E o zaman sonucun olumlu olmaması gibi bir ihtimal yok. Çünkü şimdiye kadar bu hep böyle oldu. Şimdi de böyle olacak. Eveeett evrene olumlu mesajlarımızı ilettik :)Şimdi bu olumlu elektriğin bize geri dönmesini beklerken gelelim aşureye. Eğer siz de benim gibi aşure yemek için aşure ayını beklemeyenlerdenseniz aşağıdaki tarifi bir ara denemenizini öneriyorum. Tarif kayınvalideme ait. Birlikte yaptık ve yedik. Ben dahil tüm ev ahalisi tarafından çok beğenildi. Öyle ki herkes kendinden geçtiği için kimse kaç kase yediğini hatırlamıyor :)

Aşure

1/2 kg buğday

1’er kase nohut ve kurufasulye ( yaklaşık 200’er gram)

1 küçük kutu konserve mısır

1’er kase kuru üzüm ve kuru kayısı

1 kg’dan az toz şeker ( yaklaşık 900 gr)

1 çay bardağı süt

1 portakalın kabuğu

5-6 adet karafil

Üzeri için;

Dövülmüş ceviz

Kuş üzümü

Dolmalık fıstık

Nar taneleri

Tarçın

Nohut, fasulye ve buğdayı bir gece önceden ıslatın ( yani bu demek oluyor ki hepsini ayrı ayrı tencelerde üzerlerini biraz geçecek kadar su ekleyerek, bekletin) Kuru meyveleri de sabahtan suya koyun.

Nohut ve fasulyeleri yumuşayıncaya kadar haşlayın. Buğdayları devamlı karıştırarak suyla özdeşleşmesini sağlamak amacıyla hafif hafif ezerek 3 saate yakın pişirin. Kabukları soyulmuş nohut ve fasulyeleri ile suyu süzülmüş mısırları ekleyin. 15-20 dakika sonra kuru meyveleri de içinde beklettiğiniz suyu ile birlikte, ayrı bir kapta 1 portakalın kabuğunu da az suda kaynatıp kabukların acılığını aldıktan sonra tencereye katın. Karanfilleri az suda kaynatıp sadece suyunu tencereye ekleyin. 1 çay bardağı sütü ekleyip 1-2 dk sonra da şekeri ilave edin. Bir iki taşım kaynadıktan sonra tencereyi ateşten alın. Sıcakken kaselere servis yapıp, üzerini süsleyin.

Not 1: Bütün kaseler bitmeden birkaç kare almaya çalıştım fakat o birkaç kare de aceleye geldiği için kötü oldu. En iyisini seçtim. Siz bu görüntünün üzerine 10 katın öyle hayal edin aşureyi :)

Not 2: Aşurenin üzerine serpiştireceğiniz fıstıkları az yağda az biraz kavurun. Lezzeti çok daha iyi oluyor..

Not 3: Süt aşurenin renginin koyu olmaması için..

Not 4: Aşurenin kıvamı konusunda endişelenmeyin. Baktınız tutmayacak sıcak su ekleyip biraz daha kaynatın..

10 Temmuz 2010 Cumartesi

KARAMELLİ ISLAK KEK


Aslında çikolatalı sufle yapmak istiyordum..Sonra kendimi karamelli kek tarifinde kaybolmuş buldum. İtiraf etmeliyim ki karamel sosunu sevmem ben. Hiçbir tatlıda tercih etmem. Fakat içimden bir ses beni bu tarifi denemeye teşvik etti. Ortaya çıkan muhteşem tat, bundan sonra içimdeki sese daha fazla güvenmem gerektiğini de ortaya koymuş oldu. Hani kendim yaptım diye söylemiyorum ama şu ‘magnum gold’ a yaptıkları reklamın binde birini benim keke yapsalardı keşke diyorum. Dünya insanı bu lezzetten mahrum kalmamış, verdikleri paranın karşılığını da almış olurdu. Şimdi ben bu kadar yazdım çizdim benim kekim falan diye ama tarif benim kendi öz şahsıma ait değil. Yine “Lezzet” dergisinin eski bir sayısında bu tarif.
 
Karamelli Islak Kek
2 yumurta
1 su bardağı toz şeker
2/3 su bardağı süt
1 çay bardağı sıvıyağ
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
2,5 su bardağı un
Karamel için;
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıcak su
200 ml krema
Yumurta ve şekeri krema kıvamına gelene kadar çırpın. Yağ ve sütü ilave edip karıştırın. Un, kabarta tozu ve vanilyayı da ekleyip çırpın. Karışımı yağlanmış kek kalıbına dökün. 180 derece fırında yaklaşık 40 dakika pişirin.
Karamel için bir tencerede şekeri kısık ateşte arada bir karıştırarak eritin. Şeker kahverengi bir hal aldığında suyu ilave edin. Şeker suyun içinde eriyince azar azar kremayı ekleyin. Kaynayınca ocaktan alın. Ilık kekin üzerine ılık sosu dökün. Keki 3-4 saat dinlenmeye bırakın. Hatta dayanabilirseniz 1 gün bekleyin. Karamel kendini daha iyi buluyor bu zaman içinde.. Afiyet olsun…

25 Mart 2010 Perşembe

TOMARA KAVURMASI


Evet evet seviyoruz biz ot yemeyi. Bizim oralarda tomara dediğimiz ama aslında kendisine bundan başka kaldirik, çiçekli mancar, ispit vb.. gibi isimler de verilmiş bir ot çeşidini daha mönümüze kattık. Hazırlaması ise çok basit..

Tomara Kavurması

Yarım kilo tomara

1 büyük kuru soğan

1 yemek kaşığı tereyağ

½ çay bardağı mısıryağı

İstenilen miktarda yumurta ( ben 3 adet kullandım)

Tomaraları temizleyip,yıkayıp, küçük küçük doğradıktan sonra düdüklü tencerede 5 dakika haşlıyoruz. Ayrı bir tavada soğanı tereyağ ve mısıryağı ile kavuruyoruz. Haşladığımız tomaralarıda tavaya alıp, soğanlarla birlikte birkaç dakika çevirdikten sonra, tuz, karabiber ilave ediyoruz. Yumurtaları kırıp, üzerini kırmızı pul biber ile süslüyoruz…

3 Mart 2010 Çarşamba

KAZAYAKLI BÖREK



Fazlasıyla keyfim yerinde şu son birkaç gündür. Bahar geldi mi ne yoksa? Gökyüzü aydınlık, hava ılık, kuşlar cıvıl cıvıl. Kendimi sokaklara atasım var. Balat”ın, Galata’nın, Eminönü’nün, Beyoğlu’nun ara sokaklarına dalasım var..Bir elimde fotoğraf makinem bir elimde sokak satıcılarından aldığım abur cuburlar… Havalar bir iki güne soğur, yine kışa döner belki ama bu havalar baharın müjdecisi. Bekledim bekledim geldi yine işte sonunda. Oğlumla birlikte gezip dolaşacağımız hatta yeni yerler keşfedeceğimiz günleri iple çekiyorum. O da kocaman adam oldu zaten J

İçim içime sığmazken ben size kazayaklı börek tarifi vereceğim bugün. Geçen gün pazardan satın almıştım tadını hiç bilmememe rağmen. Görüntüsü maydanoza benzese de ben kendilerine ıspanak muamelesi yapıp öyle yaptım börek harcını. Böreğin hamuru da yumuşacık, mayalı bir hamur. Tarifini yanlış hatırlamıyorsam 2 yıl kadar önce işyerindeyken yaptığım acil bir arama sonucu internetten bulmuştum. Misafirlerim için yapmıştım çok beğenilmişti. O günden bu yana yapıyorum aklımıza geldikçe. Fakat hangi siteydi ya da blog arkadaşlarımızdan birine mi aitti bilemiyorum. Zaten o zamanlar blog dünyası ile hiç ilgim yoktu. Tarifin sahibini büyük zevkle ve de teşekkür ederek yazmak isterdim. Yine de okuyup bilen olur da belirtirse keyifle yazacağım..

Bu arada siz kazayağı bulamam diyorsanız ıspanaklısını, peynirlisini, kıymalısını yapabilirsiniz.. afiyet olsun…

Kazayaklı Börek

Hamur için;

3 su bardağı süt

1 paket toz maya

2 yemek kaşığı sıvıyağ ( ben yarısını ayçiçeği yağı, yarısını sızma zeytinyağı olarak kullandım)

1 tatlı kaşığı tuz

1 çay kaşığı kaşığı tozşeker

2 yumurta ( sarıları böreğin üzerine sürülmek üzere ayrılacak)

Aldığı kadar un (yaklaşık 8 su bardağı. Ben 2 bardağını buğday unu, geri kalanını tam buğday unu olarak kullardım)


Yufkaların arasına sürmek için;

½ su bardağı sıvı yağ

½ su bardağı tereyağ

Harç için;

Yarım kilo kazayağı

1 orta boy soğan

250 gr az yağlı ve az tuzlu beyaz peynir

2 yemek kaşığı tereyağ

1 yemek kaşığı sıvıyağ

Ilık süt ve mayayı karıştırıp birkaç dakika bekletin. Daha sonra tüm malzemeleri ve elenmiş unu ekleyip ele az yapışan bir hamur elde edin. Hamuru üstünü kapatarak 20 dakika kadar dinlendirin. Bu sırada harç için, kazayaklarını yıkayıp üzerine bol sayılabilecek miktarda tuz döküp iyice ovun, suyunu iyice sıkın. Daha sonra bir tavada yağ ve soğanı kavurun, kazayaklarını ekleyin. 5-6 dakika kadar hafif ateşte kavurun. Ateşten aldıktan sonra beyazpeyniri ekleyin. Harcı soğuması için bir kenara alın.

Üstü kapalı olarak bekleyen hamuru tezgaha alıp, 8 eşit bezeye ayırın. Bezelerin 4 tanesini tabak büyüklüğünde açıp. Aralarına tereyağ ve sıvıyağ karışımından sürerek üst üste koyun. En üst parçaya da yağ sürdükten sonra bir oklava yardımıyla tepsi büyüklüğünde açın. Diğer 4 bezeye de aynı işlemi uygulayın. İlk parçayı tepsiye yayıp, üzerine harcı ekledikten sonra diğer parçayı da harcın üzerine kapatın. Böreği bıçakla eşit karelere bölün.Yarım saat dinlenmeye bırakın. Yarım saat sonra iki katına çıkmış olan böreğin üzerine yumurta sarılarını sürün. Çörek otu ile süsleyip önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında üstü kızarana kadar pişirin..

Not: Hamurun içinde çörek otu yağı kullanabilirsiniz. Çörek otu yağı böreklere ve ekmeklere çok yakışıyor. Benim evde tükendiği için bu kez kullanamadım. En kısa zamanda bitenin yerini doldurmam gerektiğini hatırladım, iyi oldu J

18 Şubat 2010 Perşembe

ALMAN PASTASI




Ders çalışmam gerekiyor ama hem buna çok az zamanım kalıyor hem de o az zamanlarda hep başka bir işle meşgul olasım geliyor. Oysa başka bir şansım yok. Hiç uzatmadan bitirmeliyim okulu. Ama ben napıyorum bilgisayarın başına oturmuş öyle boş boş bakıyorum. Hiç olmazsa bir işe yarıyım deyip blogu açtım ve geçenlerde yaptığım alman pastası tarifini yazıyım istedim. Nasıl iyi yapmış mıyım :) Sanırım buna yazımı okuyup, tarifi denemeye karar verip, tadına baktıktan sonra cevap verebileceksiniz. Ama ben size şimdiye kadar kime yaptıysam çok beğenildiğini özellikle belirtiyim. Hafif bir pasta istiyorsanız, ağır kremalardan hoşlanmıyorsanız bu pasta tam size göre..

Alman Pastası

Kek için;
3 yumurta
1 su bardağı toz şeker (yaklaşık 170 gram)
125 gr margarin
1/2 su bardağı yoğurt
1/5 su bardağı un (yaklaşık 200 gram)
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya

Krema için;
2 su bardağı süt ( yarım litre)
1/2 su bardağı un
1/2 su bardağı toz şeker
50 gr margarin

Kek için oda sıcaklığında beklemiş margarin ve şekeri 5 dk kadar çırpın. Yumurtaları ekleyip 5 dk daha çırptıktan sonra geri kalan tüm malzemeleri 1er dakika çırpma aralıklarıyla ekleyip karıştırın. en son kabartma tozunu ekleyip çok az karıştırdıktan sonra yağlanmış düz bir kalıba döküp yarım saat kadar pişirin. Fırından aldığınız keki bir kenarda soğumaya bırakın. Bu sırada krema için unu bir tencerede hafif ateşte rengi değişene kadar kavurun.Şekeri ve sütü ekleyip muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin. Ateşten almaya yakın margarini ekleyin. Margarin eridikten sonra kremayı ateşten alıp çırpma kabına alın ve mikserle 10 dakika kadar çırpın. Aralıklarla karıştırarak kremayı soğutun. (Bu sırada isterseniz kremanın içine portakal ya da limon kabuğu ekleyebileceğiniz gibi 1 tane muzu ezip kremaya katabilirsiniz. Tercih tamamen size ait.. ) Keki bir bıçak ya da ip yardımıyla ortadan ikiye ayırın. Kremanın tamamını kekin arasına yayın. Bu aşamadan sonra artık pasta halini almış olan kekin üzerini pudra şekeri ile kaplayın. Daha sonra süslemek için şekerleme. meyve ya da draje çikolatalardan da faydalanabilirsiniz...

10 Şubat 2010 Çarşamba

BEBEK EKMEĞİ




Ekmek yemekten hoşlanmadığımdan, beyaz ekmekten hiç haz etmediğiminden daha önce bahsetmiştim. Ama ben yemiyorum diye bebeğimi mahrum edemezdim tabi ekmekten. Karbonhidrata bizim kadar bebeklerin de ihtiyacı var. Bu yüzden içinde bol tahıl barındıran güzel bir ekmek yaptım. İçinde tuz yok. Envai çeşit tahıl, pekmez ve zeytinyağı var. Hem size hem bebeğinize afiyet olsun...

NOT: Beyaz ekmek yapımında içindeki mineral ve vitaminlerin katledildiğini gözönüne aldığımızda işlememiş ekmek tüketmemiz gerektiğini ben de vurgulamamak isterim buradan. Mümkün olduğu kadar içinde B grubu vitaminleri barındıran tam buğday unu tüketmeye özen gösterelim .

Bebek Ekmeği (6.aydan itibaren)

5 su bardağı 7 tahıllı ekmek unu
1 su bardağı süt
1 çay bardağı su
1 çorba kaşığı yoğurt
1 paket toz maya
1 çorba kaşığı pekmez
1 çorba kaşığı zeytinyağı

ılık süt,su ve mayayı bir kapta karıştırıp, 5 dakika bekletin. Unu elekten geçirin. ( elekte kalan çekirdek, yulaf vb.. ekmeğin üzerinde kullanacağız) Unu ve diğer tüm malzemeleri mayalı karışıma ekleyin ve yoğurun. Üzerine bir bez örterek 15 dakika bekletin. Hamuru daha sonra pişireceğiniz kaba alarak 1 saat kadar daha bekletin. Üzerine bir fırça yardımıyla su sürün ve elekte kalan iri parçaları ekmeğin üzerine serpin. Önceden ısıtılmış 250 derecelik fırında 30 dakika kadar pişirin.

Not: Ekmeği pişirirken, fırının içine küçük bir kap içinde su koyun. Sudaki nem, ekmeğin sertleşmesini engelleyecektir..

6 Şubat 2010 Cumartesi

SEMBÜSEK



Nedir, necidir bu sembüsek? Ben de bilmezdim. Ta ki lezzet dergisinin çok eski sayılarından birinde görene kadar.. Hamurişi tatlara açık olduğumdan ve yapmayı da çok sevdiğimden denemeye karar verdim. Mardin'e özgü bir sac böreğiymiş aslı. Yaptığım araştırmalara göre lahmacunun kapalı versiyonu şeklinde yapılıyormuş. Fakat ben derginin ölçülerine sadık kalarak fırında pişirdim ve boyutunu biraz küçük tuttum. Tercih sizin....

Sembüsek
1 yumurta
1.5 yemek kaşığı yoğurt
1 paket toz maya
1/2 çay kaşığı tozşeker
1/2 su bardağı ılık süt
1/2 çay bardağı sıvıyağ
Aldığı kadar un ( 275 gr=2su bardağı+1 yemek kaşığı)
İç Malzeme
250 gr yağsız kıyma
2 adet soğan
yarım demet maydanoz
1 sivri biber
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 tatlı kaşığı biber salçası
2 çay bardağı su
Tuz, karabiber, kırmızı pul biber

Ilık süt ve mayayı bir kapta karıştırıp 5 dakika bekletin. Üzerine yoğurt, yumurta,şeker, yağ ve unu ekleyin. Orta sertlikte bir hamur elde ettikten sonra üzerini örterek 1-2 saat dinlendirin.
iç harcı için tüm malzemeleri bir tencereye alıp suyunu iyice çekene kadar pişirin. Daha sonra mayalanan hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparın. Her parçayı çapı 15 cm olacak şekilde açın. ( ince bir yufka olması gerekiyor) Her yufkanın yarısına kıymalı içten koyup kapatın. Yağlanmış tepsiye yerleştirdiğiniz sembüsekleri önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında 35-40 dakika pişirin. Sıcak ya da ılık servis yapın...
NOT: Bu tarifle 10-11 adet sembüsek çıkıtor. Asıl tarif 20 adet sembüsek için yukarıdaki malzemelerin iki katını kullanarak yapılıyor.


28 Ocak 2010 Perşembe

SEBZELİ MAKARNA




20 gündür müthiş bel ağrıları ile boğuşuyorum..
Evet sonunda bünyem dayanamadı ve hayatım boyunca hiç yapmadığım, yapmaktan hiç hoşlanmadığım şeyi yani "mecburi istirahat" i yapmak zorunda kaldım. Halihazırda iyileşmiş değilim ancak mecburi istirahatin bir de mecburi geri dönüşü var elbet. Bu süre zarfında eksik etmesem de yine de ilgimi bekleyen küçük bir adam var hayatımda. O küçük adam için kendime iyi bakmam gerekiyor. Meğer gün içerisinde yaptığım hareketler ne kadar yanlış, beli ve omuriliği ne kadar çok zorlayan hareketlermiş. Gerçi benim minik oğlumun bir miktar fazla olan kiloları da belimin rahatsızlanmasında katkısı yok değil :) ama olsun oğluma laf yok, onun herşeyi yapmaya hakkı var :)
Bu hastalık dönemi içerisinde yemek yapmaya, tarif denemeye vakit ayıramadım haliyle. ancak bundan birkaç ay önce yaptığım, paylaşmaya fırsat bulamadığım sebzeli makarna tarifini bulacaksınız aşağıda. Ben bu makarnayı çok seviyorum. Ekmek yemekten hoşlanmadığım için hamileliğim süresince makarna yemeye özen göstermiştim ve bu sebzeli makarnayı çokça yapıp yemiştim. Tarifin aslı "annem mutfakta" da var. Ben her seferinde içindeki malzemeleri değiştirerek yapıyorum. Böylece ortaya birsürü varyasyon çıkıyor. Çok eğlenceli ihihi :)

Sebzeli Makarna ( Yazlık)
1 paket fırın makarna ( sevdiğiniz başka herhangi bir türü olabilir)
1 paket krema
1 yumurta sarısı
1 büyük boy patlıcan
2-3 orta boy havuç
2 orta boy kabak
1 dolmalık biber
1 kırmızı biber
1 kase beyaz peynir

Makarnayı biraz diri kalacak şekilde (5dk) haşlayıp bir kenara alın. Büyükçe bir tavada ince uzun bir şekilde (jülyen) doğradığınız patlıcan, kabak, biber ve havuçları az yağda 6-7 dakika çevirin. Bir kabın içerisinde makarna, krema, çırpılmış yumurta ve sebzeli iyice harmanlayın. HAfifçe yağladığınız cam bir fırın kabına makarnalı karışımın yarısını, üzerine beyaz peynirin yarısını, üzerine kalan makarnayı, onun üzerine de beyaz peynirin kalanını koyun. Makarnanın üzeri çok az kızarana kadar pişirin..

NOT: Bu makarnanın kışlık versiyonunu ıspanak ve havuç ya da pazı ve havuç kullanarak da yapabilirsiniz. Çok çok lezzetli ve faydalı bi makarna oluyor. Yine çocuklar için ideal bence... Ayrıca makarnayı fırına koymadan da yapabilirsiniz, lezzeti yine lezzet, faydası yine fayda :))

4 Ocak 2010 Pazartesi

HELVA KURABİYE



2010'a en sevdiğim tatlılardan biriyle başlamak istedim. Undan helva, helvadan kurabiye yaptım. Sonra da afiyetle yedim :) Size de afiyet olsun şimdiden...

150 gr margarin
400 gr un
1.5 su bardağı pudra şekeri
2 yemek kaşığı toz şeker

yağ ve unu 15-20 dk kadar sürekli altüst ederek kavurun. toz şekeri ilave edip 2-3 dk daha kavurduktan sonra pudra şekerini ilave edip ateşten alın. Kapağı kapalı şekilde tencerede dinlenmeye bırakın. karışım ılındıktan sonra bir kaşık ve temiz bir bez yardımıyla unlu karışımı sıkıştırarak yukarıdaki şekli verin..

Not: Ben tam buğday unu kullandığım için kurabiyelerim koyu renkli oldu. Beyaz undan yapılırsa un kurabiyesi görünümü alır...

27 Aralık 2009 Pazar

KABAK TATLISI




"yıllar ne çabuk geçiyor, yine mi geldi yılbaşı" diyenlerden değildim. Ağır ağır geçen günlere, yıllara kızar; yeni başlayan yılın nasıl geçip gideceğini kara kara düşünür sıkılırdım hatta. uzun süren olaylara konsantre olamama, uzun vadeli işlerde başarılı olamama ve hatta uzun vadeli planlardan nefret etme gibi bir sorunum vardı hep. E hayat da öyle değil miydi? Bu yüzden de nihayete varmalıydı çok fazla uzamadan. Peki ya şimdi?? Minik oğlum hayatıma girdiğinden beri onun yanında daha çok kalabilmek, hayatını paylaşabilmek, birlikte öğrenmek, yenilenmek, büyümek için dua ediyorum. O yanında olmamı istediği sürece yanında olabilsem keşke. O yüzden bu yılbaşı bir öncekilerin anlamsızlığının aksine bir o kadar anlamlı..

Peki kabak tatlısının bunlar ne alakası var derseniz tabi ki yok. sadece yılbaşına yakın ya da denk gelen zamanlarda evlerde bolca kabak tatlısı pişmesinden dolayı benim için yılbaşı tatlısı demek bol fındıklı, cevizli ya da hindistan cevizli bu kabak tatlısıdır. işte bu nedenle içinde bulunduğumuz günlerin anlam ve önemine binaen siz de yapın ve afiyletle yiyin derim ben :) Ve tabi ki küçük ama önemli bir ayrıntıyı gözardı etmeyin; yaptığınız kabak seçimi, tatlının da lezzetini etkileyecektir. Bu yüzden mümkün olduğunca kuru bir balkabağı almaya özen gösterin.

1 kilo balkabağı

1/2 kilo toz şeker

fındık ya da ceviz içi

Kabakları eşit büyüklükte kesip yayvan geniş bir tencereye bir sıra kabak bir sıra şeker koymak suretiyle yerleştirin. Ocağın üzerinde kabak suyunu bıraktıktan sonra 5-6 dakika kadar pişirin. Daha sonra kabakları bir fırın tepsisine alın. 250 derecelik ısıda kabakları üzerleri hafif kızarana ve şerbetini çekene kadar pişirin. Bu işlem yaklaşık 1 saat alıyor.. Daha sonra servis tabağına aldığınız kabakları fındık, ceviz ya da Hindistan cevizi ile süsleyin.

İYİ YILLARRR!..

19 Aralık 2009 Cumartesi

ZENCEFİLLİ KEK


Pazardan zencefil alalı baya uzun bir zaman geçti aslında. Kokusunu tanırdım ancak yemeklerimde hiç kullanmamıştım. Öncelikle zeytinyağlı kereviz yemeğinde kullandım zencefili. Ayrı bir hava kattı doğrusu kerevize..Dün akşam zencefili kek yapımında kullanmaya karar verdim. Elimde yine uzun zaman önceden kalma bir tarif vardı köşesinde bekleyen. Hazır oğluşum da babaannesinde oyun oynayıp mutlu mesut zaman geçirirken ben de kek yapımına başladım. Hemen belirtiyim kekin içerisinde az miktarda yağ, şeker var. Ayrıca yarı yarıya kepekli un ve tam tahıllı un kullandım. Bu anlamda biraz da diyettekiler için uygun bir kek de oldu. Sonuç olarak eşimi de yamak olarak kullanarak onu getir şunu götür derken ortaya güzel bir kek çıktı. Kekin tarifi hemen aşağıda.. Ama öncelikle zencefilin faydalarını hemen sıralıyım sizin için :

-Zencefilin zayıflamaya yardımcı etkileri bulunmaktadır. Zayıflama tedavisi sırasında zencefilin kan şekerini dengede tutma özelliğinden dolayı tok tutucu ve metabolizmanın yavaşlamasını engelleyici etkisi ile kilo veriminde kolaylık sağlar.

-Ameliyat sonrası, hamilelik döneminde, taşıt ve deniz seyahatleri sırasında oluşabilecek bulantıları azaltmakta etkilidir. Ancak şunu da belirtmeden geçmiyim ki yaptığım araştırmalarda zencefilin kadınlarda adet söktürücü özelliği de bulunmasından dolayı hamilelikte kullanım miktarına çok dikkat edilmeli. Zira kanamalara ve hatta düşüklere neden olabilir!

- Yemeğin daha iyi sindirilmesini sağlar. Mide ve bağırsak gazı oluşumunu engeller.

-Soğuk algınlığı tedavisinde destekleyici gıda olarak kullanılır.

-Kolestrolü düşürmeye yardımcı etkisi vardır.

Zencefilin birçok kullanım alanı da var. Onlar da şunlar:

-Çorba ve yemeklere lezzet katar.

-Taze zencefilin reçel ve marmelatı yapılabildiği gibi reçel ve marmelatlara ilave edildiğinde ayrı bir lezzet katar.

-Tavuk, balık ve et yemeklerinde hem sağlık ve hem lezzet katar.

-Rendelenmiş taze zencefil dilimleri; ekmek, tatlı, pasta, börek, bisküvi, şarap ve bazı likörlerin yapımında kullanılır.

-Yemek soslarına ilave edilir.

-Kışın çay demleyip, yazın limonatasını yapabilirsiniz.

Zencefilli Kek

-2.5 su bardağı un ( yarısı kepekli un, yarısı tam tahıllı un)

-Yarım su bardağı kakao

-1 paket kabartma tozu

-İri ceviz büyüklüğünde taze zencefil

-1 tatlı kaşığı tarçın

-1 tatlı kaşığı Hindistan cevizi

-100gr katı yağ

-1 su bardağı esmer şeker

-1 paket vanilya

-2 yumurta

-yarım su bardağı üzüm pekmezi

-yarım su bardağı sıcak su

Sosu için;

-1 paket çikolatalı puding ( çikolatalı sos da kullanılabilir)

-2 su bardağı süt

-Ceviz içi

-Hindistan cevizi

Öncelikle sıcak su ve pekmezi bir kapta iyice karıştırın, bir kenara alın. Başka bir kapta un, kakao, rendelenmiş zencefil, tarçın, Hindistan cevizi, kabartma tozunu karıştırın. Bu karışımı da bir kenarda bekletin. Başka bir karıştırma kabında yumurta, şeker ve vanilyayı 6-7 dakika mikserle çırpın. Eritilmiş katı yağı da ilave edip çırpmaya devam edin. Daha sonra dönüşümlü olarak pekmezli karışım ve unlu karışımdan ekleyin. Elde ettiğimiz son karışımı yağlanmış kek kabına döküp, 150 derecelik fırında 1 saat kadar pişirin. (Ben kek pişirirken fırını önceden ısıtmıyorum. Ancak önceden ısıtılılarak da hazırlanabilir.) Keki kürdan batırma yöntemiyle kontrol edildikten sonra fırından çıkarın, servis tabağına alın.

Bir tencerenin içine 2 su bardağı sütle puding hazırlayın. Piştikten sonra sürekli karıştırarak kabuk tutmamasını sağlayın ve pudingi soğutun. İçine istediğiniz miktarda ceviz içi ve Hindistan cevizi ilave edip karıştırın. Daha sonra pudingli karışımı spatula yardımıyla kekin üstüne ve yanlarına sürün..

Not: Keki sossuz olarak da hazırlayabilirsiniz. Sos kekin pasta görünümü almasına sağlıyor ve aynı zamanda çocukların daha çok hoşuna gidiyor…

29 Kasım 2009 Pazar

HAŞHAŞLI ÇÖREK


Geçtiğimiz ay Antalya’ya yaptığımız yolculuktan dönerken Kütahya’ya uğramış, yaş haşhaş satın almıştık. Haşhaşlı hamurişlerini çok sevmeme rağmen evde yapmayı hiç denememiştim. Hemen elimdeki tüm tarifleri gözden geçirdim. Bir arkadaşımın da yardımını alarak damak zevkime en uygun olanı yapmaya koyuldum. Ve şunu anladım ki haşhaşlı ürünler ne kadar yağ koyarsanız o kadar lezzetli oluyor ve hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar yağ kaldırıyor. Ben yaparken çok yağlı olacak diye hayıflandım ama sonuçta hiç de öyle olmadı hatta belki biraz daha ekleyebilirdim. İlk haşhaşlı tarifim mayalı hamurdan yaptığım haşhaşlı çörek oldu. Tarifini ve fotoğrafını ve ölçülerini hemen aşağıda bulacaksınız. Ancak daha sonra çok daha basit tarifler denedim. Blogları gezerken gördüğüm ve ekmek hamurundan yaptığım haşhaşlı pide de mayalı hamurdan yaptığım tarif kadar lezzetli oldu. Üstelik sabah kahvaltıları için kısacık vakitlerde hazırlanabilecek kadar pratik..Diğer bir denemem de hazır yufka ile yaptığım haşhaşlı gül böreğiydi. Bu tarif de son derece lezzetliydi. Sanırım marifet haşhaşta.. İçinde haşhaş olan her şey lezzetli oluyor bence. Umarım siz de beğenirsiniz. Afiyet olsun şimdiden

Not: Bebeğim için meyve suları hazırlamaya başladığımdan beri meyvelerin doğalını almaya gayret ediyorum. Bu nedenle de Kasımpaşa’daki Kastamonu Pazarı’nı haftada bir ziyaret etmeye gayret ediyoruz. Aşağıda pazardan kareler de bulacaksınız. Köy ekmeği, köy yumurtası, köy yoğurdu, doğal sebze ve meyvelerle dolu bir pazar burası. Pazarın aynısı Balat’ta da kuruluyor. Hangisi size yakınsa bir pazar günü gitmenizi öneririm…

Haşhaşlı Çörek

½ su bardağı sıvı yağ

1 su bardağı süt

1 paket kuru maya

4 çorba kaşığı toz şeker

1 çorba kaşığı tuz

300 gr un

İçi için; ½ su bardağı sıvı yağ

250 gr haşhaş

Maya ve şekeri ılık süt içinde eritin. Diğer yanda yağ, un ve tuzu bir kaba alın, üzerine mayalı karışımı ekleyerek yoğurun. Elde ettiğiniz hamuru 2 saat kadar üzeri örtülü bir şekilde bekletin. Sürenin sonunda hamuru dikdörtgen şeklinde açın. 2 parmak kalınlığında şeritler halinde kesin. Her bir şeridin üzerine önce bir tatlı kaşığı sıvı yağ, daha sonra da ½ su bardağı sıvıyağ ile açtığınız haşhaştan şeritlere eşit dağılacak ölçüde sürün. Şeritleri burarak yağlanmış tepsiye yan yana dizin. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp, susamla süsleyerek fırına verin. Siz benim gibi fırında çok fazla tutmayın. Rengi hafif değiştiğinde fırından alın..

Haşhaşlı Pide

1 ekmek hamuru

250gr yaş haşhaş

1/2 su bardağı sıvıyağ

Haşhaşı yarım su bardağı sıvıyağ ile karıştırın. Ekmek hamuru dikdörtgen şekilde açın.üzerine önce biraz sıvıyağ daha sonra haşhaşlı harcı sürün. Hamuru ikiye katlayın. El yardımıyla tekrar dikdörtgen hamur haline getirin. Üzerine Sıvıyağ ve haşhaş sürdükten sürün tekrar ikiye katlayıp açın. Bu işlemi 3-4 kez tekrarladıktan sonra hamuru uzatarak pide şeklini verin. Yağlanmış tepsiye yerleştirdiğiniz pideyi 25-20 dakika fırında tutmanız yeterli

Haşhaşlı gül böreği

3 adet yufka

1 su bardağı sıvı yağ

½ su bardağı su

1 kase yaş haşhaş

½ çay bardağı sıvıyağ

Her bir yufkayı 4 eşit parçaya bölüp üzerine sıvıyağ ve su ile hazırladığız karışımı eşit şekilde sürün. Daha sonra haşhaş ve sıvıyağla hazırladığınız karışımı üzerine yayın. Böreği rulo şeklinde kapatıp, kendi etrafında çevirerek gül şekli verin. Yağlanmış tepsiye yerleştirdiğiniz böreklerin üzerine yumurta sarısı sürüp fırına verin





19 Ekim 2009 Pazartesi

ELMA HAFTASI (ELMA KURUSU- ELMA KOMPOSTOSU-ELMALI TART)







Önceki gün oğlumu babasına emanet edip uzun süredir sadece hızlandırılmış bir tempoda akşama yemek yetiştirme telaşıyla girdiğim mutfağıma kendim için güzel bir şeyler yapmak için girdim. Ne yapsam ne etsem diye ben ve yine ben arasında geçen kısa süreli bir beyin fırtınasının ardından kararımı verdim. Karar ELMA’ydı.. Bir süre önce yazlıktan toplayıp getirdiğimiz ve yemekle tüketemeyeceğimizi anlayıp buzdolabına kaldırdığımız koca bir poşet dolusu elma… Aslında elmaları uzun süreli nasıl saklayabilirim diye aklımı çok yormuştum birkaç gün öncesinden. Keşke kurutmak için uygun bir yerim olsaydı diye aklımdan geçmişti. Sonra da acaba evde yapamaz mıyım bu işi dedim. Biraz araştırma yaptım. Çoğu yerde bunun imkansız olduğu söylenince umutsuzluğa kapılmıştım ki teatime’da (http://www.teatime-blog.com/turkce/) evlerimizdeki fırını kullanarak nasıl meyve kurultulduğunu anlatan bir yazı okudum. Aklıma yattı ama gel gör ki vaktim yoktu. İşte o aradığım vakit bugün elime geçmişti. Elmaların bir kısmını kurutmak üzere yıkayıp, kabuklarını soyup, çekirdeklerini çıkardım. Her bir elmayı dörde böldükten sonra ( siz isterseniz daha dekoratif bir şekil verebilirsiniz) evde bulunan şiş çubuklarına dizdim. Fırını 50 dereceye ayarlayıp elmaları 12-13 saat sürecek olan serüvenlerine yolcu ettim. Geri kalan elmaların bir kısmını da elma marmeladı pişirerek saklama yoluna gidiyim diye düşünerek hemen işe koyuldum. 12 adet elmayı soyup rendeledim ve 2 su bardağı şekerle pişirip cam kavonoza koydum. Geriye az bir miktar elma kalmıştı. Onlarla da komposto yaptım. 5 elmayı soyup çekirdeklerini çıkarıp, küpler halinde kestikten sonra 8 bardak suyun içine koydum. İçine 1.5 bardak toz şeker, 2-3 tane karanfil ve 1 tane çubuk tarçın koydum ve elmalar yumuşayıncaya kadar pişirdim. Hem sıcak hem soğuk çok lezzetli bir içecek oldu. Elma operasyonu başarıyla tamamlanmıştı ama henüz ortada afiyetle yiyecek bir şey yoktu. Uzun süredir aklımda vardı turta yapmak. Elmalısını yapmak kısmetmiş demek ki.. Tarif defterimi sıkıştırdığım çekmecenin içinden çıkarıp üzerindeki kalın tabaka tozu sildikten sonra ( allahımmm ne kadar uzun olmuş kullanmayalı :p ) o muhteşem ana geldi sıra. Yumurta,şeker, yağ, un derken işte ellerimin arasındaki çok güzel bir HAMUR’du :) evet çocuklar gibi şendim ve turtamı nefis kokular eşliğinde pişirmiştim..Fakat gelin görün ki hem yorgunluktan hem de sanırım bütün gün elmalarla haşır neşir oluşumdan dolayı o turtadan bir dilim bile yiyemeden uyuya kalmışım. Sonrasında baktım tadına ama. Tüm emeklere değmişti…

ELMALI TURTA

1 paket margarin ( eritilmiş)
2 adet yumurta
2 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
Aldığı kadar un ( 5.5 su bardağı)
4 elma
½ su sardağı toz şeker
1 tatlı kaşığı tarçın
İç malzemesi için elma, şeker ve tarçın pişirilir. Hamur için şeker ve yumurta çırpıldıktan sonra, erimiş yağ, un ve kabartma tozu eklenir, hamur haline getirilir. Hamurdan mandalina büyüklüğünde bir parça ayrılır, buzlukta 5-10 dk bekletilir. Bu sırada siz turtayı hangi kalınlıkta seviyorsanız ona uygun bir kalıba hamur el yardımıyla yayılır, üzerine elmalı iç eşit şekilde dağıtılır. Buzdolabında bekleyen hamur bir rende vasıtasıyla elmalı için üzerine rendelenerek üzeri kapatılır. Önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirilir…
Not 1: Elma kompostosu ve elma marmelatına pişerken birkaç damla limon suyu eklemeyi unutmayın.
Not 2: Elma kurusu yaparken elmaları dilimledikten sonra ön ve arkasına limon suyu sürerseniz rengi daha parlak olur.
Not 3: Elmalı turta piştikten sonra üzerine pudra şekeri döküp daha hoş bir sunum elde edebilirsiniz :)



11 Ekim 2009 Pazar

Fındıklı Bisküvi Ve Hibeş



Nasıl olduysa az biraz boş vaktim vardı o gün. Canım hem hiçbir şey yapmayıp miskin miskin oturmak, hem de çok şey yapıp zaten yorgun olan bünyemi daha da yormak istiyordu. Üstelik canım ayrıca deli gibi kurabiye istiyordu. Tüm bu gelgitlerin ardından sonunda kararımı vermiştim. Fındıklı kurabiye yapacaktım. Fakat mutfağa gittiğimde acı bir gerçekle burun buruna geldim :) Evde hiç yumurta kalmamıştı. Üstelik evden çıkmaya da hiç niyetim yoktu. Kurabiye sevdam böylece başlamadan bitmiş gibiydi. Tam vazgeçmek üzereydim ki içimdeki kurabiye canavarı galip geldi. Yumurtasız yepyeni bir kurabiye daha doğrusu bisküvi yapacaktım. Tüm bu radikal kararların ardından buzdolabımda her daim hazır bulundurduğum fındık içlerinin bitmiş olduğunu da görünce bu kadarı da olmamalıydı diye düşünürkennn rafta duran fındık ezmesi gözüme ilişti. Evet bu sorunun da üstesinden gelip fındık ezmeli bisküvi yapma işine giriştim. Sonuç olarak tam 3 tepsi kalp şeklinde fındıklı bisküvi elde ettim :) Sanırım malzemede fazlasıyla cömert davranmıştım. Bu nedenle siz aşağıda vereceğim tarifin yarısını yapın derim ben.

Kurabiye maceramın ardından birkaç gün geçmişti ki evin bir köşesinde üst üste yığılmış birşekilde benim ilgime muhtaç bir şekilde bekleyen GasTRo dergilerinin geçen yılki sayılarından birini incelemeye koyuldum. Derginin genel konsepti hakkında ilerleyen zamanda ayrıntılı bilgiler vericem. Şimdilik sadece dergide yer alan Antalya mutfağı dosyasını inceleyip “hibeş” isimli mezeyi denemeye karar verdiğimi söyliyim. Ana malzemesi tahin olan hibeş aslında rakı mezesi imiş. Ancak çay yanında kanepelerin üzerine sürülerek de servis edilip, hatta kahvaltıda dahi tüketilebiliniyormuş. Açıkçası tahini çok sevmeme rağmen ben bu mezeyi o kadar da çok beğenmedim. Yani olsa da olur olmasa da denilen şeyler listesine girdi benim için.. Fakat siz değişik bir tat arıyorsanız aslında bir Arap yemeği olan “hibeş”i denemenizi tavsiye ederim..

Fındık Ezmeli Bisküvi

1 paket katı yağ (oda sıcaklığında yumuşamış)
1 çay bardağı süt
15 kaşık toz şeker
500 gr un
5 dolu yemek kaşığı fındık ezmesi ( ya da isteğiniz miktarda fındık içi)

Tüm malzemeler bir araya getirilip yoğrulur. Hamur yaklaşık 1cm kalığında açılır. Kurabiye kalıpları ile şekil verilerek önceden ısıtılmış fırına sürülür…

Hibeş

1 su bardağı tahin
2 tatlı kaşığı kimyon
3 diş sarımsak
3 adet limonun suyu
1 yemek kaşığı kırmızı biber
Tuz..

Sarımsaklar ayıklanıp ezildikten sonra tüm malzemelerle birlikte bir kaba alınır. Kaşık yardımıyla karıştırılır. Çataldan akmayacak kıvama gelinceye kadar su katılır…

27 Eylül 2009 Pazar

Kışa Hazırlık...kahvaltılık ezme



Minik oğlumla buluşalı 2.5 aya yakın bir zaman geçti. Bu zaman içerisinde onunla ilgilenmekten başka hiçbir şeyle meşgul olamadım. Her geçen gün büyümesini ve yeni bir şeyler öğrenmesini izlemek son derece keyifli olsa da minik bebeklerin bakımının ne kadar zor olduğunu şimdi çok daha iyi anladım. Çoğu günlerimi kendimin nasıl olduğunu görmek için aynaya bile bakamadan geçersem de ben kış için hazırlık yapmayı ihmal etmedim bu arada :) Mis kokulu bahçe domateslerinin, patlıcanların pazar tezgahlarından kalkmasına az bir zaman kaldı. Kış aylarını bu taze sebzelerin nimetlerinden yoksun geçirmek istemeyenler için tarifini kayınvalidemden öğrendiğim kırmızı biber, patlıcan ve domatesli kahvaltılık ezme tarifi var sırada.. Aslında ne biliyim böyle kış hazırlıkları, salça, turşu vs.. yapım işlemleri benim pek ilgimi çekmezdi önceden. Sanırım biraz annelik içgüdüsüyle alakalı bir şey olsa gerek :) Kendimi bu yaz sonunda buzdolabının buzluğuna taze fasulye, barbunya, dolmalık biber, domates, patlıcan vs.. koyarken bulunca fark ettim bunu. Evet ben anne olmuştum artık ve içgüdüsel olarak sebze ve meyveleri mevsiminde tüketme, her şeyin tazesini yeme ve yedirme moduna girmiştim. Bundan sonra kışın ortasında domates satın almayacaktım mesela. Bunun içinde gerekli olacak kadarını yazdan stoklayıp kışın tüketecektim. Herneyse lafı fazla uzatmadan tarife geçiyim ben. Öncelikle közlenmek üzere seçtiğimiz patlıcan, domates ve kırmızı biberleri eve getirip bir güzel yıkayıp, kuruladıktan sonra közleme işlemine geçiyoruz. Ben önceleri bu işlemi sebzeleri tepsiye koyup fırında pişirerek yapıyordum ama asla közlenmiş tadını vermiyordu. Bu yüzden bu kez sadece sebze közlemek üzere hazırlanmış küçük sac tavalardan alıp yaptım. Gerçekten de fark çok açıktı. O yüzden siz de öyle yapın derim ben. Sebzelerin hepsini közledikten sonra bir rondo yardımıyla hepsini parçalayıp ezme haline getiriyoruz… daha sonra bu karışımı bir tencereye koyup kırmızı pul biber, karabiber, tuz ve isteğe göre yine rondoda çekilmiş ceviz ve fındık ile tatlandırıp karışım suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Pişirme işleminin ardından karışımı kavanozlara döküp kış boyunca kahvaltılarda afiyetle yiyoruz:) Sebzelerin ölçüsü ise 1’e 1.. yani 1’er kilo sebzeden 1 litrelik kavanoz ezme çıkıyor. İsteğinize göre miktarı arttırabilirsiniz…